11 Eylül 2009 Cuma

blog

Canım sevgilim bana süprüs yapıp ortak hesap bi blog açmış oraya karalıyoruz her gün bişiler
Yıllar sonra okucaz düşünsene çok heyecanlı
Sanada uğrarım arada canım blog kızma :/

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Başlık karmaşası yaşıyorum

ve işte gidiyo
O uzaktayken birbirimizin eksik yanıyız
Çok zor canım blog
Son bi defa daha bi kaç günlüğüne kaççaz bi taraflara
İkimizinde boğazında düğüm olcak ayrılık biliyorum

Daha da güçlenecek dedi geçen gün.Aslında banada öyle geliyo.Daha çabuk daha kolay geççek sanki bu defa zaman.Yılbaşı için yer bile seçiyoruz şimdiden

Ha bu arada
bi karar aldık biz biliyo musun canım blog
Hep birlikte olma kararı
anla işte "hep"
Çekirdek aile olmak istiyoruz

-dipnot: annem yanımdayken arada giriyorum onçin öpüştüğümüz fotoyu kaldırdım blog aip :(-

23 Temmuz 2009 Perşembe

İstanbul nasıl desem


İlk defa ayaklarım şişti seni gezcem diye ey aziz İstanbul
Sevgilim deliksiz 12 saat uyudu hala kendinde değil
Çok esiyo havan
Beni tahrik ediyosun
20 derece farkla geziyorum bi kapına bakıyo herşey
Üstelikte iştahımı açıyosun


taşan sokakların,Nuri abimiz,bibuçuk,pierre loti,ordaki kedicik,hediye kitap,naneli limonata,devrilmeyen bira bardakları,o gece,kağıt helva,teleferik,Erhan'ın annesinin yanındaki heyecanım,ayağıma vuran kırmızı papuçlar,aşkımın " kahvaltı için aldığı" minik turtalar ve kestane şekeri,yan odadan çektiğimiz masa,aqua dolphinin leş havuzu,bulamadığımız boza,aralarından yürüdüğümüz mezarlar,bitmeyen benzin,sabahın erken saatlerindeki istiklal,aşkımın harika sarı şortu :/ ...

İstanbul işte nasıl desem seviyorum lan seni

6 Temmuz 2009 Pazartesi

4 Temmuz 2009 Cumartesi

ALAÇATI


Yaklaşık bi saat önce geldim eve Alaçatı'daydık.Çeşme'ye defalarca gittik ama Alaçatı'yı görmemiştik hiç.Gördüğümüz en güzel yerlerden biriydi ve bi otelde ettiğimiz belkide edebileceğimiz en güzel kahvaltıydı bu sabah ki kahvaltımız.Ev yapımı reçeller, taze sıkılmış portakal suları,boşnak böreği, cevizli kurabiye,tadına baktığımız halde ne olduğunu anlayamadığımız bişey, közlenmiş kırmızı biber bile vardı yani düşün.Yalnız uçuk pahalı bi yer.İki kişi bi gece + kahvaltı 250-300 lira civarı.Esnaf kazansın diye bütün oteller sadece kahvaltıyla çalışıyo.İlk akşam Şişarka'daydık çok ağırdı güveçler aşkım sağolsun her zamanki gibi benim tabağıda süpürdü.İkinci akşam bi rakı balık yaptıkki sorma.Aslında tam olarak Erhan yaptı ama olsun üzerimde o şalla masaya kattığım ihtişam yeterdi :ı



*-*

Çok yorgunum..

Canımın içi de dönüyo şimdi uçakta hemen hemen inmek üzere İstanbul'a az sonra arar
Yerim onu ısırırım hatta acıtırım

Şu yukardaki fotoğraflarda bizim kaldığımız yerler var.Alaçatı'daki mimari üstüne tanımıyoruz evet

19 Haziran 2009 Cuma

Tatildeyiz

Hey blog unuttum seni dimi alınma ama nete giriyorum da seni es geçiyorum değil valla bak.Malum kucitom geldi tatildeyiz.

1 yılı aştı birlikteliğimiz .İyi ki hayatımda dediğim canımın içi her şeyim yanımda.Uzakların acısını çıkarıyoruz .Hiç görmediğimiz yerleri geziyoruz.Kelimenin tam anlamıyla geziyo yiyo içiyo ve sıçıyoruz.Evet sıçma işlemi bazen ikimiz içinde zor olabiliyo ama olsun askdhasde :/ Her dakikası muhteşem.En güzeli sabah uyanıp kocaman sarılıp kahvaltı etmek .Tenimiz değmediğinde birbirimize yürürken konuşurken vs. ayarımız kaçıyo beceremiyoruz.Beni öyle güzel seviyo ki ağzım açık bakıyorum bazen.Muhteşem bi çekim varmış aramızda kesinlikle öyle.Her şey önemini yitiriyo onunlayken.Günleri unutuyoruz ayın kaçı olduğunu.Gözlerindeki ışık beni güzelleştiriyo.Hiç sönmesin

Bi kaç gün önce Olimpostaydık.Harika bi 4 gün geçirdik.Gece sahil olayını anlatim bak sana.

Gece el feneriyle sahile indik Erhan nerdeyse omuzlarında taşımak zorunda kalcaktı beni çok tırstım .

Sahil boş sayılırdı, oysa geçen yıl gündüz ki kadar kalabalıktı.Ama böyle olması daha iyi dedi aşk; telefonlarındaki müzikleri açıp atmosferi dağıtanlar yoktu bi bakıma.Neyse oturduk baya bi huzurluydu konuştuk yıldızları seyrettik .

Dönüşler her zaman zormuş :ı Zira yolun ortalarına doğru ikimizde arkadan gelen ayak sesleriyle irkilip arkamıza baktık bi şey yoktu el feneri tuttuk boş


E-Ehm aşk bişi yok korkma, yol daraldığı için kendi ayak seslerimiz yankı yapıyo

D-Evet oda bi sebep ama etrafımızdaki lahit mezarları da göz ardı edemicem :

E-Ahah yalnız gündüz sahile inerken şu yolu yarım saatten fazla sürede yürüyoduk şimdi 10 dk bile sürmicek :

D-Orda bi ışık mı var?

E-Evet aşk geldik girişteki elektrik direkleri :/

D-Öhm ben de öyle tahmin etmiştim zaten tuvalet sırası benim :ı


Ertesi gün Fethiye’ye geçtik.Fethiye diye bizi bi sanayi bölgesine bıraktı şoför amca 40 derece sıcakta ikimizinde sinirleri gerildi. Neyseki çok geçmeden ölüdeniz aracıyla Hisarönü’ne vardık. Süper bi otele yerleştik Sahibi Karşıyakalı çıktı hemşerim benim. Hektor isimli bi köpekleri vardı .İnanılmaz güzel bi köpekti. Ramazan vardı bide otel çalışanı kod adı Maykıl.Şikayet ediyodu 8 kişilik işi 3 kişiye yıkmışlar bunlardan biride o.Çok iyi bi çocuktu sağolsun çokta saftı.Bi gece düzenlemişler adını şimdi hatırlayamicam bu Ramazan çırılçıplak soyuncakmış müzik eşliğinde :- Tutturdu sizde gelin bizi her gördüğü yerde yakalıyodu bakın mutlaka gelin bekliyorum .

Erhan” tamamen mi soyuncaksın Ramazan ?"

Ramazan “ belki ipli kadın donlarından giyerim yada kovboy şapkasıyla kapatırım bazı bölgelerimi “

Erhan “hmm bakarız ya saat kaçtaydı?"

Ramazan”23:45 abi"

Erhan “tamam işimiz olmazsa geliriz"

Ramazan işine döner

Erhan da bana

“Manyakmıdır nedir işim yok sevgilimle gelcem senin şeyini izlicem :-”

Kajdhajskdhj (burada kopuyoruz)

velhasılkelam gitmedik.


Şimdi sevgili blog cafe kalabalık olmaya başladı daha fazla şey anlatmak isterdim ama çocuklara dönmem lazım

Dönme dolap olayını da bi ara anlatırım. 4 tur yerine 6 tur olayını huf :ı

Güzeldi çok güzeldi.Ama ev’i otele değişmem :-

26 Ocak 2009 Pazartesi

Bir Yaz Günü Sıkıntısı

"geceydi. başlangıç için güzel bir cümle bekliyordum. bekliyorken oyunlar oynamış şarkılar dinlemiş zihnimi askıya alıp bedenimi yormuştum. sonra kollarım daralmaya başladı. tonlarca sivri sinek üstüme saldırdı. daralan kollarım aynı zamanda delik deşik oluyordu. yorucu bir rüya olacaktı. ve belki de rüya değildi."
"Shakespeare"


Tenhalığı
gizliliğin örtük bir suçluluğun çağrışımıydı. Dahası masumiyetin cinselliğe açıldığı mayınlı bir simgeydi benim için. Bir çoğumuz için öyleydi.O zamanlar öyleydi.
Kalabalık içinde saklanmanın yollarını arıyordu , kendilerine kalabalık dışında yol arayanlar.
Pastanelerde buluşmanın büyüme belirtisi sayıldığı o günlerde büyümeye çalışıyordum ben de.
Site sinemasının altındaydı Sıla cafe. Adının mesafesine vurulmuştum ilk, sonra serinliğine o sıcak yaz öğleleri.Sokağa çıkmaktan başka avuntusu olmayan bir çocuk için bulunmaz bir yerdi.Beni bu kente yakıştırıyordu.
Her öğle sonrası giderdim oraya. Sucuklu kaşarlı tostla soğuk kola söylerdim. Hiç değişmezdi ısmarladığım şeyler.Sanki böyle yaparak bir şeyleri koruyordum bir şeyleri tarihe çeviriyordum.Belki de anı biriktirme telaşındaydım.Tutuk çekingen bir telaştı bu.Kendini belli etmiyordu.
Her gün giderdim saatlerce yalnız başıma oturur beklerdim. Kimi beklerdim neyi beklerdim? Bilmiyorum. Beklediğimi bile bilmezdim zaten.(duyguların adı daha ileriki yaşlar içindir.)
Sonra yalnızlığımdan utanır sanki birini bekliyormuş gibi arada bir saatime bakardım.Köşe masalarda sevgililer olurdu.El ele tutuşur fısıltıyla konuşurlardı.Onlara bakmamaya özen gösterirdim ayıp sayardım.Onlara bakmak yalnızlığımı da fark etmek demekti.Kendime de ayıp sayardım.Garson kolayı soğuk getirmezdi,çekinir ses çıkarmazdım.İtiraz etmeyi de ayıp sayardım.Böyle zamanlarda ellerim büyük gelirdi kendime.İçimden garsona itiraz etme provaları yapar ama bir türlü gerçekleştiremezdim.
Ellerim masanın altına sığmazdı.
Sonra yalnızlığımı bağışlasınlar diye biraz bahşiş bırakır kalkar giderdim.
Site sinemasında devamlıydı filmler..
Karanlık salonun uçsuzluğunda uzak koltuklara dağılmış yalnız insanlar olurdu.BEŞ DAKİKA ARA’da gözlerini kaçırırlardı birbirlerinden;silik yaşamlarındaki sessiz suçlardan,ya da aynalara çıkmayan korkak gözlerinden.Başka şeylerden..
Yalnızken biriyle göz göze gelindiğinde anlaşılacak sanılan her şeyden.

Sinema sessiz , filmler hülyalı, insanlar tek başınaydı.

…..
Sanki her şey büyük bir yalnızlığın parçalarıydı.Sıradanlığın cehenneminden kurtarıyordu onları,yazın sıcağında avareliğin boğuntularından.Her şeye..her şeye iyi geliyordu perdenin yalanları.
Eee ne var bunda anlatacak?diyorsun
Düşünsene kimi ve neyi beklediğini bilmeden hatta beklediğini bile bilmeden saatlerce o cafe köşesinde yalnız başına oturmak sonra o loş sinemaya o kuytu karanlığa sığınmak.Bütün bir yaz hemen hemen her gün.Hem de daha 15 yaşındayken.Düşünsene bi insan hayatında kaç defa 15 yaşında olur?
Az şey mi bu?
Ne zaman serinliğin küflü kokusu çarpsa burnuma o cafeyi hatırlarım.
İşte bunun için anlattım sana.
Yıllarca bunun şiirini yazmak istedim.
Hatta elimi atıp ta tutamadığım bütün şeylerin şiirini
Okula döndüğümdeyse , sinemaları sadece filmlerde görmüş arkadaşlara anlattım
Onların gözünde geri dönmüş bir kahramandım.
Daha 15 yaşında bir akşamcı, hikayeler uyduran biri olmuştum.
Büyümüş biri olsaydım ya da büyümeyi becerebilseydim diyelim,belki tüm bunları gülerek anlatırdım sana.Bağışla
O derin yalnızlık içe işleyen bi yara gibi hala acı verir kanar bazen.Üstelik ne cafe kalmış geriye ne de sinema.

Blogun ismine esin kaynağı olan "Bir Yaz gecesi Rüyası" oyununun yazarı Shakespeare'e saygılarımı ve blogun isim babası olan canım sevgilim QuestionMarx'a sevgilerimi yolluyorum.